Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Verbal Nonverbal

Prof.Dr. Tahir Özakkaş'ın danışanla ilk görüşme adlı konuşmasında isimlerden bahsettiği bir bölüm var. Danışanın isminden yola çıkarak ulaştığı olası sonuçları dinlerken insanın ağzı açık kalıyor. Danışanın yürürken çıkarttığı ayak sesinden, kapıyı açışından, el sıkışından, kolunu bacağını yerli yerine koyup koyamayışından sürekli veri topluyor. Danışan daha ağzını açıp bir kelime bile etmemişken doktorun kafasında bir sürü olasılık beliriyor. Bunları verbaall nonverbaaalll diye uzatarak bir tanımlayışı var ki birden kendimi Mekteb-i Tıbbiye'de eski hocalardan birinin dersini dinlerken buluyorum. Elbette bu çıkarımları yapabilmek ve dinleyicileri sıkmadan aktarabilmek için yılların tecrübesine ve derin bir kültürel alt yapıya sahip olmak gerekiyor. Neyse efendim ben de bu bilgilerden yola çıkarak kendi kendime minik oyunlar oynuyorum. Öğrencinin ismine bakıyorum hım diyorum. Doğum yerine bakıyorum hımm diyorum. Anne babanın ismine bakıyorum hımmm diyorum...

Bidayet ve nihayet

Bidayeti olan her şeyin bir nihayeti vardır. Korka durun ölümden cümle doğan ölmüśtür. Şöyle bir baktım da elli iyi bir sayı olabilir. Burada durayım. Her gün bir yazı ve fotoğraf paylaşmayı planlayıp bunu elli gün devam ettirdiğim için kendimi tebrik ediyor yazı için ilham beklediğim o eski günlere geri dönüyorum. En azından denedim.    "Denedim. Soğuk sular dökünüp fırladım sokaklara. Sorular sordum nice kara sıfatları üstüme alaraktan Sözlerimin anlamı beni ürkütüyor Böylesine hazırlıklı değilim daha. Bilmek. Bu da ürkütüyor.  Gene de biliyorum." Haydi kalalım sağlıcakla.

Bakış

Acıda ortaklaşmak için entellektüel bir birikime ihtiyaç yokmuş ama komedide birleşmek için entellektüel bir birikim şartmış. Yani büyük acılarda birlikte ağlayabilir ama hepimiz aynı şeye aynı anda gülmezmişiz. Bir de yapılan araştırmalara göre kişi bir ortamda güleceği zaman ilk anda farkında olmadan, gayrı ihtiyari önce sevdiğine ya da ortamda en iyi anlaştığı kişiye bakarmış. Bu bilgi bana çok keyif verdi. Bundan sonra gözüm üzerinizde. Bakayım kim kime bakıyor :)  Bu canım bahar mujdecisini siyah beyaza mahkum etmek hiç içime sinmedi ama neyse.

Velespit

Çocukken hiç bisikletim olmadı, sadece babamın dükkanına tamir için gelen üç tekerlekli bisikletlere binmişliğim var bir kaç kez. İlkokul bitince başımı örttüm ve İmam Hatip Lisesine başladım. Elime geçen her şeyi okurdum. Bir yerde Mevdudi'nin eşinin bisiklete bindiği bilgisine denk geldim. O bilgi yıllarca kafamda öylece durdu. Aslında içimde bir heves, istek, arzu falan yoktu. Sonra büyüdüm evlendim, otuz beş yaşımda iken bir oğlum oldu. Oğlan dört yaşına gelip ufaktan bisiklete alışınca, ben niye binmiyorum ki dedim. Bisiklet alacak para zaten yoktu da binmeyi öğrenip öğrenemeyeceğim de belli değildi. Odunlukta amca kızlarının küçücük bir bisikleti vardı. Her akşam yatmadan yan binadaki hasta anneme bakmam gerekirdi. Bu sakin iş için evden çıkıp kan ter içinde eve gelmeye başladım. Ayaklarım iki büklüm oluyordu ama olsun, en azından yere yakındım. Yine de düştüm ve dizlerim soyuldu. Tam keşke büyük bir bisiklet bulsam diye düşündüğüm günlerde ikinci el mobilya satan dükkanda 1...

Şükür

Karamürsel'den Kızderbent'e giderken sıra ile Oluklu, Karaahmetli, Hayriye, Yalakdere ve Valideköprü köylerinden geçilir misss gibi 😉 tezek kokusu eşliğinde. Ben ona "inek kokusu" diyorum, öyle daha çok hoşuma gidiyor. Çocukluğumda bu yollardan hep bir mide bulantısı ile gidip geldim. Köy yolu benim için biraz da çile demekti. Arabamız yoktu, küçük koyu mavi bir minibüste, her an kusma ihtimaline karşı elimde poşetle yolculuk yapardım. O zamanlardan bilinçaltına yerleşmiş bir ferahlama ihtiyacı mı yoksa yeni yerler görme, degişik insanlarla tanışma arzusu mu bilmiyorum ama hep yol üstündeki köylerde durmak, bir nefes almak, kahvede çay içmek, camide namaz kılmak, köyü baştan sona yürümek isterdim. Hiç olmadı. Sanırım tek başıma çekindim, kafa dengi birini bulma arayışına da girmedim. Hala arabamız yok, hala minibüsün camından melül melül bakarak  arada Kızderbent'e gidiyorum.  Ama bugün bir şey oldu 😀😊🤭 güzergah üzerindeki ilk köyde, Oluklu camisinin önünde mi...

Seyrimde bir şehre vardım

Eskiden sadece bugün ne pişirsem derdim vardı şimdi başıma bir de bugün ne yazsam derdi çıktı. Allah'tan "derdimi seviyorum" diyen büyüklerimiz vardı da derdin sevilecek bir şey olduğunu, insanın dertle büyüdüğünü duyduk. Öğrendik diyemedim çünkü bu büyük bir söz olur, ama duyduk orası kesin. Böyle böyle öğreneceğiz inşallah. Bir izin günümü daha podcast koması eşliğinde temizlik yaparak geçirdim. Evet evdeydim ama teknoloji sağ olsun gezmedik yer bırakmadım. Tıp okudum, dahiliye kesmedi gastroenterolojide yan dal yaptım, dergi çıkarttım,  sit-com yazdım, Colombia'da senaryo yazarlığı eğitimi aldım, hatta nefesimi tuttum dalış bile yaptım... 

Yeşermek

Gün içerisinde farklı öğrenci tiplerini gözlemleme imkanım oluyor. Kendi yaşamının şoför mahalline oturan, inisiyatif alan, karar veren, tercih eden ve tercihlerinin sonucunda kaybedeceği ve kazanacağı şeylerin farkında olup istediği sonuca ulaşamasa da hayata küsmeyen, her şeye rağmen yoluna devam eden kişi sayısı o kadar az ki. Böyle insanlarla sohbet etmek çok keyifli. Bugün bir tanesi günümü aydınlattı. Çiçek açtım.